Restes de la reine des villes
“Şehirler Kraliçesinin Kalıntıları”
İntro
İki ciltlik Byzantion’un Kırık Parçaları (Broken Bits of Byzantium) “Şehirler Kraliçesinin Kalıntıları” (Restes de la reine des villes) adıyla Fransızca olarak da yayınlanan nadir bir kitaptır.
1 . Kısım: From Yali-kiosk to Yedi-koule ( 1857-1887 ; Yalı Köşkü’nden Yedikule’ye)
2. Kısım: Dans la ville. Les murailles (1866 – 1891; Şehrin içinde. Surlar)
İstanbul’da ele geçen Bizans eserlerinin en eski kayıtlarından birini oluşturur; bunların çoğu artık kayboldu. Ciltlemeyi 1856 dolaylarında İngiltere’den İstanbul’a gelen Charles George Curtis ve kız kardeşi Mary Adelaide yapıyor. Peki kim bu insanlar? Son zamanlarda kişilikleri hakkında bilgi veren somut unsurlar bulunabildi.
19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul/Konstantinopolis şehrinin modernizasyonu için yürütülen heybetli ve çoğu zaman yıkıcı çalışmalara tanık olanlar arasında Rahip Charles George Curtis (1821-96) ve kız kardeşi Mary Adelaide Walker (1820-1905) da var ve özellikle Curtis’in çalışmaları dikkat çekiyor. Curtis, Üsküdar ile Haydarpaşa arasındaki İngiliz Mezarlığı’nda yatıyor.
Rahip Curtis, 1868 yılından ölümüne kadar (13 Ağustos 1896), Beyoğlu/Pera semtinin Boğaz’a bakan yamacında yer alan Kırım Anıt İsa Kilisesi’nin papazlığını yapıyor. Kırım’da ölen İngiliz Seferi Kuvvetlerinin anısına bir kilise inşa etme yönündeki bu iddialı proje, Redcliffe Büyükelçisi Lord Stratford’un desteği sayesinde gerçekleştirilebiliyor çünkü onun gözünde siyasi, askeri ve dini anlam taşıyan bu girişim büyük önem arz ediyor. Beyoğlu’nun silüetinde belirgin bir şekilde bir caminin yanı sıra inşa edilen bu kilise, İngiltere ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki yakın ittifak bağlarını çağrıştıran, görsel bir hafıza olarak düşündürücü.
Temel atma töreni 19 Ekim 1858’de Lord Stratford’un yaptığı bir konuşmayla kutlanıyor; ilk taşın döşenmesinden tam on yıl sonra, 22 Ekim 1868’de kutsanarak açılıyor. Kilise, Malta adasından ithal edilen taşlarla inşa edilmiş. (Uzun süre ihmal edilen kilise, 1993 yılında restore edilerek yeniden ibadete açıldı. Kırım Kilisesi, İstanbul)
Rahip’in kız kardeşi Mary Adelaide Curtis ise İngiliz ve Fransız gazeteleriyle olan işbirliğinin yanı sıra seyahat kitaplarının da yazarı: Makedonya’dan Arnavutluk Göllerine (Londra, 1864) ); Küçük Asya, Midilli, Girit ve Romanya’da Geziler ile Doğu Yaşamı ve Manzarası, 2 cilt. (Londra, 1886); Romanya’da ayak basılmamış yollar, yazarın 77 illüstrasyonuyla (Londra, 1888); Girit, Makedonya, Midilli’deki Eski Yollar ve Yeni Simgesel Yapılar, Yol Kenarları çizimleri , (Londra, 1897) vesaire.
Kendisi de Péra cemaatinin bir üyesi olan Robert Walker ile 1862’de Konstantinopolis’te Kırım Kilisesi’nde evleniyor. Robert Walker başkentte neredeyse yarım asırlık bir süre boyunca, özellikle Osmanlı seçkinleri tarafından aranan bir tasarımcı ve portre ressamı olarak popüler bir faaliyet yürütüyor. Bunların en önemlileri arasında güzel Çerkes karısının portresini kendisine emanet eden sadrazam Mustafa Reşit Paşa’yı sayabiliriz. Sadrazamın oğlunun eşi Prenses Fatma Sultan’ın portresi ile Sultan Abdülmecit’in gözdesi Serfiraz hanımın minyatürü de aynı döneme aittir.
Mary Walker’ın, her ne kadar bazı eserleri çeşitli vesilelerle sergilenmiş olsa da şu anda kendi eliyle yapılmış bir tablosunu bilmiyoruz! İyi derecede Türkçe bilmesi, ona iki yıl boyunca (1870-1) Konstantinopolis’teki ilk profesyonel kadın okulunda (Dersaadet Darülmuallimat) resim derslerinden sorumlu öğretmen olarak görev yapmasına olanak sağladı. Ama en fazla Thomas Sandwith’in Girit’teki evini tasvir eden küçük bir sulu boyasını biliyoruz.
Ancak kitaplarında yer alan çizimler ve Leydi Emelia Hornby’nin anı kitabı için yaptığı illüstrasyonlar sayesinde onun üslubu hakkında fikir sahibi olmak mümkün olabiliyor. 1864-1897 yılları arasında yayımlanan dört kitabında Anadolu ve Balkanlar’daki gezilerini anlattı.
Bunlardan ilki, Makedonya Üzerinden Arnavutluk Göllerine, 1860 yılında yapılan geziyi anlatan, yazarın çizimlerinden on iki kromatografla resimlenen bir cilt, Londra’da Chapman & Hall tarafından, 1864 yılında yayımlandı. Bayan Walker 1860 yılında papazlık görevini sürdürmek üzere Selânik’e giden kardeşine refakat eder, orada kaldıkları süre içinde kendisi kuzey Yunanistan bölgesinde uzun bir gezi gerçekleştirir. İstanbul’dan Çanakkale yoluyla Kavala’ya, ardından Aynoroz yarımadasının çevresini gemiyle döner, Selanik’e varır, oradan Pella, Edessa, Manastır, Ohrit, Kastorya ve Florina’yı ziyaret eder.

İkincisi, yirmi yılı aşkın bir süre sonra, 1886’da yayımlandı. Bunlar, Küçük Asya, Midilli, Girit ve Romanya’ya Gezileri içeren Doğu Yaşamı ve Manzarası başlıklı iki cilttir; Konstantinopolis’in, İzmit / Nicomedia, Bursa / Brousse ve Ankara’ya dair ayrıntılı çizimlerin yanı sıra Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan halkların gelenekleriyle ilgili tanımlamalarıyla da dikkate değerdir. ( Söz konusu Albüm anonim (adı bilinmeyen) bir sanatçının eseri olarak yayınlanmıştı. Ne var ki albümde yer alan ve taş baskı gravürlere dayanan çizimlerin tümü M. Ad. Walker imzasını taşımakta. Şehirdeki tarihî anıt ve önemli yapılar net çizgilerle çizilmiş olup insan figürlerinden yoksundur. Çizimler günlük yaşamdan hoş sahneler sergiler. Bu resim türü 17. yüzyıldan beri yayınlanan tüm benzer kitaplarda alışılmış bir görüntüleme biçimidir. Bu tablolarda görülen Bursa görüntülerinde zengin doğa çevresi ve mimarî bakımdan son derece önemli olan binalar mükemmel bir biçimde sergilenir. (İoli Vingopoulou.)
Bu arada Mary Walker, 1880, civarında Brousse için çeşitli anıtların tanımlarının yanı sıra bazı pratik bilgiler içeren küçük resimli bir rehber de yayınlamıştı.
Üçüncü kitap 1888de , Romanya’da Ayak Basılmamış Yollar. Bu ciltte Mary Walker, 77 çizimle Romanya’nın daha az bilinen bölgelerine yapılan bir yolculuğu anlatıyor ve resimliyor.
Son çalışmaya gelince, yirmi beş küçük çizimle resimlendirilen cilt; Eski Yollar ve Yeni Simgesel Yapılar Ağustos 1897’de.
Mary Walker, Beyoğlu’nda Grande Rue de Péra’dan (bugünkü İstiklal caddesi) Tophane’ye doğru inen Yeni Çarşı caddesinde ikamet ediyordu.
« Pera’da, tepenin keskin yamacında, Marmara Denizi’ne bakan, engebeli yüksekliğin gölgesinde, bir Devlet okulunun taçlandırdığı gösterişsiz bir taş ev vardır; komşu caddeden uzakta… İnsanlar buranın çok ‘sessiz’ bir köşe olduğunu söylüyor. Gerçekten de o kadar sessiz, o kadar uzak ki; kalabalık ve hareketli Grande Rue’da boş yere duyulmaya çalışılan tüm sesler buraya sığınıyor ». (Doğu Yaşamı – 1886 )
Mary Walker’ın Osmanlı başkentinde kalışı neredeyse yarım yüzyıl sürse de, onun adı Pera’daki İngiliz toplumunun sosyete haberlerinde çok nadiren geçiyor; özellikle ressamlık mesleği o zamanlar yurt dışındaki bir İngiliz kadını için pek uygun görülmediği için, bu yaşam tarzının onu Péra’nın sosyal çevrelerinden biraz uzak tutması kuvvetle muhtemel ama yine de ölüm ilanına göre kendisi dekan olarak kabul ediliyordu. Ölüm ilanı 9 Ekim’de Konstantinopolis’teki The Levant Herald ve Eastern Express’te yayınlanmıştı.
Rahip Curtis’in durumu oldukça farklı. Konstantinopolis’te kaldığı uzun yıllar boyunca pastoral görevlerini ihmal etmeden, İngiliz toplumunun çeşitli sosyal girişimlerinde aktif rol aldı. Gençler için Denizciler Evi’nin ve Konstantinopolis’in tarihi üzerine birçok ders verdiği Mekanikçiler Enstitüsü’nün kurulmasına yardımcı oldu. Arkeoloji ve epigrafi konusunda tutkulu olan Rahip, yıllar boyunca Şehirdeki Bizans kalıntıları hakkında dikkate değer bir bilgi biriktirmişti. 19. yüzyılın ikinci yarısında Konstantinopolis’teki Bizans anıtlarına adanmış en önemli yayınları karıştırırken, Rahip Curtis’in ismine çok sık rastlanır. Çoğunlukla kız kardeşi Mary’nin yardımıyla- örneğin Anadolu Hisarı’da, Mary Walker’ın baş harfleriyle imzaladığı bir çizim görülüyor- hazırladığı Bizans anıtlarının dağınık ve sıklıkla ihmal edilen kalıntılarını belgelemeye gösterdiği özen büyük saygı görüyordu.
Konstantinopolis’e gelen çoğu ziyaretçinin aksine, Rahip ve kız kardeşi şehrin ilginç cazibesini takdir etmekle yetinmediler oldukça iddialı bir proje oluşturmuşlardı; bir tür rapor hazırlamak ve yayınlamak, daha doğrusu bir dizi çizimle resimlendirilmiş, şehirle ilgili arkeolojik bir rehber.
Kılavuz, ilki 1887’de İngilizce olarak Christ Ch. Kırım Anıt Kilisesi’nden C. G. Curtis Papazı tarafından Broken Bits of Byzantium başlığı altında, ikincisi 1891’de Konstantinopolis’teki İngiliz Hatıra Kilisesi’nin Hizmetkarı C. G. Curtis tarafından “Şehirlerin Kraliçesinin Kalıntıları” başlığı altında Fransızca olarak yayınlanan, iki bölümden oluşuyor. Taşbaskıları Mary A. Walker tarafından yapılmış.
De Yalı-Kiosk Yedi-Koule/Yalı-Kiosk’tan Yedi-Koule’ye alt başlığını taşıyan ilk bölüm, 1857-1887 arasına tarihlenen yirmi sayfa ve altmışa yakın küçük taş baskı çizimden oluşuyor.
İkinci bölüm (Dans la ville: Les murailles/Şehrin İçinde: Kara Duvarı) yirmi yedi sayfadan oluşuyor ve 1866 ile 1891 yılları arasında yapılmış seksen kadar çizim var. (Bu bendeki kopya)
Toplamda yaklaşık yüz elli resim var ve neredeyse tamamı Rahip’in (C G C) ya da Mary Walker’ın (M W) baş harfleriyle imzalanmış ve tarih atılmış. Hepsi başlıklı, eğer bu mümkün değilse kısa açıklayıcı notlarla ne olduğu izah edilmiş.
Kısa bir girişte amaçlarını şöyle ifade ediyorlar:
“Konstantinopolis’teki tarihi ve arkeolojik açıdan ilgi çekici birçok nesnenin anısını korumak” çünkü, şunu ekliyorlar: “Burada toplanan antik çağlara ait parçaların büyük bir kısmı -bu yıllarda-modern yapıların arasında gizlenmiş veya bazıları kısmen bazıları ise tamamen yok edilmiştir; bu nedenle bu eskizlerden birçoğunun, büyük öneme sahip anıtların hatırlamasına veya yerinin belirlenmesine hizmet eden benzersiz temsiller olması muhtemeldir. “
Mary Walker’ın çizimleri her zaman tanınabilir, çünkü Rahip’in çoğunlukla yarım yamalak ve neredeyse aceleci çizimleriyle karşılaştırıldığında daha bilimsel ve dikkatli bir düzen gösterirler. Bu bağlamda, 1878’den 1884’e kadar Konstantinopolis’te kalan Times’ın tanınmış muhabiri Donald Mackenzie Wallace’ın Mary Walker’a yazdığı bir mektuptaki dostane takdirini hatırlamakta da yarar var:
“Genel anlamda sade, gösterişten uzak, çizimlerinizin oldukça etkileyici olduğunu ve bu hafif ve havadar eskizlerin ayrıca renkli ve uçucu yerel aromayı aktardığını söyleyebilirim. Aslında bu resimler, bu görünürdeki kabataslaklıklarına rağmen, pitoresk küçük ayrıntılar konusunda keskin, deneyimli bir göze sahip biri tarafından çok dikkatli bir şekilde çizilmiş resimlerdir.”
İlk bölüm 1887’de Konstantinopolis’te halka sunuldu. İkinci bölüm dört yıl sonra ortaya çıktı ancak arkeolojik rehber projesinin yalnızca kısmen tamamlandığı izlenimi var, çünkü taş baskı kopyalar şeklinde (25 x 34 cm), Osmanlı başkentinin büyük bir kısmına aşina olan az sayıda seçkin bilim adamı ve Bizanslıya özel bir sunum gibi görünüyor. Yayının nadirliği sonradan da üzüntüyle karşılanıyor.
Bu noktada, incelenen ilk nüsha, ünlü Konstantinopolis Topografik Taslağı’nın yazarı Andreas David Mordtmann’ın elindeydi; bu nüsha şu anda İstanbul Alman Arkeoloji Müzesi Enstitüsü’nün kütüphanesinde saklanıyor. Bu, ilk kısmı Fransızca ve ikinci kısmı İngilizce olan karma bir kopyadır.
Ayrıca İstanbul’da, daha önce Ernest Mamboury’nin elinde bulunan, -daha sonra Prof. Semavi Eyice-, şu anda İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Bizans Araştırmaları Kütüphanesi’nde, karma bir nüshası daha bulunmaktadır. Bu nüsha, ilkinden farklı olarak, birinci kısmı İngilizce ve ikinci kısmı Fransızcadan oluşmaktadır.
Şu anda bilinen mevcut yirmi kopya çeşitli yerlerde. Albümlerin sağladığı dokümantasyonun öneminin açık bir göstergesi; Alexander Van Millingen’den başlayarak, Konstantinopolis’in topografyasını inceleyen kişiler tarafından hala kullanılıyor ve faydalanılıyor oluşu. (Prof. Alexander Van Millingen (1840-1915)’in babası Sultan’ın saray doktoruydu, İstanbul’da doğdu, Bizans mimarisi alanında bir akademisyen ve 1879-1915 yılları arasında İstanbul Robert Kolej’de tarih profesörüydü. )
Curtis ve kız kardeşi Mary Walker tarafından, otuz yılı aşkın bir sürede, tutkulu ve titiz bir şekilde yürütülen Konstantinopolis anıtlarının araştırılmasının sunduğu potansiyeller, fikir zenginliğini ve fırsatlar saymakla bitmez.
Osmanlı başkentindeki hayatlarından edindikleri deneyimlerle, son otuz yılda görünüşünü değiştiren Osmanlı başkentindeki içler acısı ama gerekli dönüşümlerin farkında olmalarına rağmen, projelerinin anlamını ve nedenlerini Konstantinopolis’e olan sevgilerini, anlamamızı sağlayan şu pasajla hatırlayalım :
“Sanatçı, bu pratik iyileştirmeler seli içinde kaybolan Doğu tipi ve karakterinin pitoresk “parçaları” ve başıboş kalıntıları hakkında sessiz bir ağıt yakabilir, ancak yaşlı sakinler, şehrin, günlük yaşamlarına getirdiği maddi konforun değerini her gün ve her saat takdir ediyorlar. Gezilerimde anlattığım antik çağa ait ilginç kalıntıların bir kısmı o zamandan buyana kısmen yok edildi; birkaçı ise tamamen silinip süpürüldü. Eski Alman Büyükelçilerinin ikametgahı. Kerkoporta kalıntıları. Tekfur-Seray’ının güzel kemeri ve Vlanga-Bostan’daki görkemli kule en çok pişman olunacak olanlardır. Ama yine de Konstantinopolis’i dünyadaki en çekici şehirlerden biri haline getirmeye yetecek kadar ölümsüz güzelliğe, arkeolojik ilgiye, tarihi gerçeklere ve efsanevi bilgilere dair kalıntılar var. “
Doğu Yaşamı ve Manzarası’nın ilk cildinin her bölümünde Mary Walker, Osmanlı başkentinin cazibesini arka plan olarak kullanarak hayattan bir kesit çiziyor. Bu nedenle, kılavuzun ilk bölümünde derlenen çizimlerin önerdiği rotayı tam olarak takip eden kısa bir tren yolculuğunu sevimli üslubuyla anlattığı bölüm büyük ilgi görüyor. Hikaye; o dönemde geçici olarak eski bir binada bulunan Sirkeci istasyonundan hareketle açılıyor.

Prusyalı mimar August Jachmund tarafından tasarlanan yeni istasyon, kısa bir süre sonra, 3 Kasım 1890’da açıldı. Yaklaşık sekiz kilometrelik bir yolculuğun ardından Yedikule istasyonunda sona eriyor.
Rayları deniz duvarını yakından takip eden trenin pencerelerinden bakışlar bir yandan pitoresk bir panoramayı izlerken öte yandan da 1871 yılında başlayan demiryolu inşaatı çalışmaları sırasında şehrin arkeolojik dokusuna verilen zarara da odaklanabiliyor: “yalnızca içi boşaltılmış binaların kalıntılarının acınası alayı ve yere dağılmış çok sayıda heykel, mermer parçası görülebiliyordu.”
Bu, gözlemlediği şeyin arkeolojik ve pitoresk yönlerini aynı bakışta anlayabilen ve belirli bir illüstrasyona mükemmel bir yorum olarak hizmet edebilecek açıklamalar yazabilen bir gözlemcinin keskin zekasını ortaya koyan gerçek bir anlatım.
27. 08. 2023 – C.tesi
Restes de la reine des villes
“Şehirler Kraliçesinin Kalıntıları”
II. Bölüm
Birinci Bölüm: Yalı Köşk’ten Yedi Kule’ye. 53 çizim içeren, elle yazılmış Fransızca efsaneler ve kısa açıklamalar içeren yirmi sayfadan oluşur. Albümün ön yüzünde “Sirkeci İskelesi yakınlarından kırık bir başlığın” taslağı yer alıyor. Oldukça basit olan çizim, Muhterem’in baş harfleri (CGC) ile imzalanmış ve 1887 tarihli.
Byzantium’nun Kırık Parçaları, Bölüm II: Şehir İçinde. Kara Duvarı (Surlar) başlıklı. İkinci cilt 1866 ile 1891 yılları arasında yapılmış 81 çizimin yanı sıra İngilizce açıklamalarla birlikte yirmi yedi sayfadan oluşuyor. İşte benim bütün hikayem de buradan başlıyor. Küçük Aya Sofya. Haziran 1891.
2. bölümün kapağında, “From a sketch by P A C. Remains of sculptured work, on Har. (Harboure ?) shore, bilow Kutchuk Aya Sophia. June 1891.” ( P A C’nin bir eskizinden. Heykel çalışmalarının kalıntıları Liman kıyısında, Küçük Ayasofya’nın altında. Haziran 1891. ) yazıyor.
KAPAK

İç sayfada Curtis ve kız kardeşinin 10 satırlık -daha evvel sözünü ettiğim, ilk baskıda da ifade ettikleri- niyetlerini belirten kısa giriş tümceleri var ve ardından karşımıza çıkan ilk çizim kelimeler oluyor.
1. ÇİZİM

Bizans stadyumuna ait bir yazıt. Alexander Van Millingen de bu çizimi kullanıyor bize Bizans İstanbul’unu anlattığı muhteşem eserinde, Byzantium’un Kırık Parçaları’ndan, Bayan Walker’ın nazik izniyle, diyerek.
Bendeki eser bir Orbis Pictus neticede, Charles George Curtis ve ekseriyetle kız kardeşi Mary Walker’ın çizimlerinden ve minik notlarından oluşan. Şehirlerin Kraliçesi’ne meftunlar ve kırık dökük parçalarını resmediyorlar. – 30 yıl boyunca-. Bu çizimler, ve bir kaç not’ a karşılık, Alexander Van Millingen, -İstanbullu bir tarih profesörü- Curtis’lerin çizimleriyle bize derya deniz bir İstanbul’u aktarabiliyor Bizans Konstantinopolis’i adlı eserinde.
(Byzantine constantinople- THE WALLS OF THE CITY AND ADJOINING HISTORICAL SITES )
1899 yılında Londra’da yayımlanıyor bu eser de. İşte onun istifade ettiğim bu eseri de İmparator, tam adı Flavius Claudius Julianus olan, Julian’ın şu sözleriyle açılıyor; Ἐγὼ δὲ ὧς μητέρα φιλῶ καὶ γὰρ ἐγενόμην πὰρ᾽ αὐτῇ καὶ ἐτράφην ἐκεῖσε, καὶ οὐ δύναμαι περὶ αὐτὴν ἀγνωμονῆσαι. Bu cümle; Şehirlerin Kraliçesi için yazılan bir kitaba belki de en uygun cümledir.
Ve başlıyor bize şehri inşa etmeye; “Şehir, Boğaz’ın güneybatı ucunda, Avrupa yakasından çıkan bir burnun üzerinde, tepesi akıntıya karşı, sanki Karadeniz’den Marmara Denizi’ne doğru akan suları durduracakmış gibi yer almaktadır.”
31 Mayıs
Μην Μάϊος έχων ημέρας λα’.
Η ημέρα έχει ώρας ιδ’, και η νυξ ώρας ι’.
“Mayıs 31. gün olmasın.
Gündüz 14 saattir, gecenin karanlığı 10. “ manasına geliyor, kutsal yazıtlarda.
Bu geceden söz ediliyor!
Tarihi metinde söz edilen λα’ 31, ιδ’ 14 ve ι’ 10 oluyor, bu gün demek ki ο gün, 14 saat gündüz sürecek, bakalım öyle mi olacak! Sabah ezanı okundu, tan ağarıyor. Ξημερώνει.. Mayıs kelimesi Yunanca değil, Latince veya İtalyanca magios’dan gelme. Magios büyük/ harika manasına geliyor. Ya mayıs ayının günlerinin diğer aylara göre daha uzun olmasından ötürü ya da mayıs ayında bulunan çok ve büyük lütuflardan ötürü ona ‘büyük’ deniyor.
SON HİKAYELER
Abone Ol
En son blog gönderilerini ve özel içerikleri barındıran haftalık bültene kaydolun. Her Salı gelen kutunuzda!

